ACI,ÖFKE VE HAYATLA İLİŞKİ KURMAK..

Sevgili Dostlar merhaba,

Dün,tüm TV haberlerinde gördüğüm bir haberde ürperdim,bir babanın(???) ayrılan eşine ceza için 10 yaşındaki oğlunu bıçak ile öldürmesi olayını dinledikten sonra düşünmeye ve bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.Son günlerde bir gün geçmiyor ki,insanın kanını donduran cinayet haberleri duyuyoruz.İnsanlar ölüyor,topyekün insanlık ölüyor..Acaba neden diye düşünmemiz çocuklarımızın geleceğini düşünmek adına çok değerlidir.

Toplumsal yapımızın ilişki kurma biçimi,”Acı” yerine ” Öfke” haline gelmiş durumdadır.Bir olay yaşadığınızda,işler istediğiniz gibi gitmiyorsa,hayalinizi,isteklerinizi artık elde edemez hale gelmişseniz, bu durumu yönetmenin iki alternatifi vardır.

Biri,bu kaybetme durumundan dolayı acı hissetmektir.Acı hisseden birey,suskunlaşır.Bu durumu kabullenmeye geçer.Sonrasında çözüm üzerine düşünür.Alternatif neler yapabileceğini düşünür.Yoksa, kayıpları için yas tutar.Bir süre sonra ise kayıpları ile vedalaşır ve önüne bakıp hayatına devam eder.(Yakınınızı kaybetme durumunuz gibidir süreç.)

Diğeri ise,bireyin öfkelenmesidir.İlişki kurma biçimi eğer öfke ise,karşısında mutlaka kayıpları yaşatan kişi ya da kişiler düşmanlaştırılır.Düşman demek ise,kin,nefret ve intikam alma süreçlerini doğurur.İntikam en tehlikeli,korkulması gereken bir duygudur.Öyle ruhsal körleşmeler yaratır ki,insanı bir suç makinesine dönüştürebilir.Örneğin kendisinden boşanmak isteyen bir eşin ikna edilememesi durumunda,eşi cezalandırmak için çocuğunu öldürebilen ebeveynleri,haberlerde TV’lerde görüyoruz.Bir insana evladını kaybetme acısı kadar ızdırap yaşatan bir şey yoktur herhalde.Ama düşünün ki,nasıl bir ruh hali hakimiyeti oluşuyor ki,eşe verdiğini düşündüğü ceza,aslında bireyin kendine verdiği en tepe ızdıraptır.Bu bir körleşmedir,insanlığı terk etmedir.

Sevgili dostlar,bu tip anormal davranışlara  hayatın her alanında rastlamak mümkündür.Bu durum,çocuklarımızın ruhsal gelişimini etkilediği kadar,toplumun esenliğini de etkiler.Bunun  için  dikkat edilmesi gereken temel husustur.

Kayıplarınızın arkasından,hayatla acı ile ilişki kurunuz ki,iyileşebilesiniz.Eğer öfke ile ilişkinizi kurarsanız,şiddet nöbetlerinde,düşman ve intikam sarmalında kaybolup gidersiniz.

Eğer bu olan bitenler ile ilgili düşünmez,çözüm üretmez ve yaşamın kıyısından her gün işlenen bu cinayetlere şahitlik edersek,insanlığın ölümünü seyredersek,hepimiz bu cinayetlerin katili olmasak da suç ortağı oluruz.Hepinizin düşününeceği umuduyla..

”Acı” iyileştiren,”Öfke” ise yok edendir.

Sevgiyle kalın.

Murat Kaçar

GEMİŞ,KÜLTÜR VARLIĞI VE TARİH NEDİR?NEDEN İHTİYACIMIZ VAR?

Merhaba,

Çocuklarımızın ve gençlerimizin niteliklerini artırmak ve kavramlar üzerinde onların gelecek için yollarına ışık tutmak en önemli sorumluluğumuzdur.

Şimdi, Tarih ve Geçmiş kavramlarını ele alıp yolculuğumuza başlayalım, düşünelim, düşündürelim.

Geçmiş, bir zaman kavramı olup, bizim kontrol edemeyeceğimiz yani irademiz dışında yaşanan zaman dilimidir. Geçmiş biz istesek de istemesek de yaşadığımız anlardan oluşur. Bu süre içinde yaşanan olaylar bütününe geçmiş diyemeyiz. Bu nedenledir ki çok rahatlıkla telaffuz ettiğimiz ”Geçmişimiz” kavramı genelde yanlış kullanılmaktadır. Aslında bizi ilgilendiren bu kronolojik zamandan öte, bu zamanın içinde yaşananlar, olup bitenlerdir.

Geçmiş bu zaman içinde olan biten her şey ise KÜLTÜRÜMÜZÜ oluşturmaktadır. Geçen bu zaman içindeki olup bitenlerin bütünü içindeki bir zaman dilimini alıp, buradaki kültür varlığımıza ait her şeyi eleştirel olarak düşünüp anlamlandırıp, neden sonuç ilişkisine gitmemiz ise, TARİH halini almaktadır. İşte anlaşılacağı gibi geçmiş ve kültür bizden bağımsız oluşurken, tarih bizim bilincimizle üretimine katıldığımız bir süreçtir. Yani tarihi biz bilincimizle oluştururuz. Öyle ise her geçmiş zamana tarih demek doğru olmaz. Tarih için düşünme emeği gerekmektedir. Olanı biteni neden sonuç ilişkisinde idrak etmeden tarih oluşmaz.

Tarih bilmeye neden ihtiyaç duyarız? Çünkü bugünü anlayabilmek için, tarih gerekir. Bugün yaşananların temeli geçmişteki tarihsel süreç ile anlaşılabilir. Peki bugün zaten yaşanıyor, neden irdeleme ihtiyacı doğuyor? Çünkü bugünü çözümleyebildiğimiz anda geleceği inşa etmiş oluyoruz demektir. Çünkü geçmiş, eğer eleştirel düşünce ve  neden sonuç ilişkisi ile anlaşılamazsa tarihe dönüşemez. Yani bugünü çözümleyemeyen çocuklarımız, yarınlarını inşa edemez. Geçmiş geçmemiş olarak kalır. Böylece de yarınlara Kültür Mirası olarak taşınamaz. Bu geleceğe taşıyamama durumu ise, çocuklarımızı köksüz bırakır. Geçmişindeki Kültür Mirasını geleceğe taşıyamayan toplumlar köksüz kalır ki, bu ayakta durmalarını zorlaştırır. Bir bitkinin bile gelişimi durduğunda, toprağı çapalanır, köklerine bakılır, havalandırılır ki daha da gelişsin. Toplumların yarınlara ulaşması içinde TARİH olmazsa olmazdır. Bu gerçekleşmediği zaman çocuklarımızdan ne sosyolojik ne de teknolojik gelişim beklemek biraz saflık olacaktır.

Oysa günümüzde, çocuklarımıza tarih, geçmiş zaman gibi çok basit bir çerçevede verilmektedir. Hatta çocuklara sorsak, Tarih nedir? İhtiyacımız var mıdır? diye, alacağımız cevaplar çoğunlukla çok acı olacaktır. Genelde tarih nedir sorusuna verilen cevap, ”Derstir; en iyi ihtimalle eskiden atalarımızın yaşadıkları” olmaktadır. İkinci cevap azınlıkta bile denebilir. Hatta bir kısım çocuk ve öğretmen en iyi tarih dersi de hikayeleştirilen tarihtir derse, şaşırmayın. Oysa tarih, düşünce emeği isteyen, hikaye olamayacak kadar ciddi bir akıl ürünü çalışma olmalıdır. Çünkü test sınavları için ezberletilen, hikayeleştirilen sürece tarih demek mümkün değildir.

Bugünkü başarı ya da başarısızlıklarımızı, dünde ya da bir önceki günde aramak saflık olur. Bugün, belki yıllar hatta belki de asırlar öncesine kadar gidebilir. Yaşamda bir çok şey gibi tarih bilincini ya da tarih sürecini de satın almak mümkün değildir. Hatta finansal zenginliklerin varlığa dönüşmesi demek, işte bu ve benzeri entelektüel kavram ve çalışmalar için yatırım emeklerinden, aklın alın terinden geçer. O nedenle tembellikten vazgeçip ”Geçmişimizi, Tarih’e” dönüştürme sorumluluğumuz ve zorunluluğumuz vardır. Bu sorumluluğu taşımak yerine, tarih öğrettiğimizi zannettiğimiz test kağıtlarında ki doğru şıkkı bulma tiyatrosunun yanılsamasında kalırsak, çocuklarımızın tarihi olamayacağı gibi ne yazık ki geleceği de olamaz. Kendisi var olamayan bir neslin, üreteceği teknolojide olamaz. Çünkü hayalini kurduğumuz o teknolojiyi üretecek neslin, önce kendi tarih bilincini üretip, kendi kültür tarihi varlığına katkı yapması gerekir ki kök salabilsin, ”Kendisini üretebilsin” ve

Türkiye Cumhuriyeti’ni,
geleceğe taşıyabilsin.

Sevgilerimle

Murat KAÇAR