Öğrenci Dinlediği Ders Verilerini,Sınav Kağıdına Nasıl Taşıyor?

Sevgili Dostlar merhaba,

öğrenci derste dinlediklerini,gördüklerini önce kısa süreli bellek(KSB) transfer merkezine alır.KSB bölümünün veri depolama kapasitesi ve süresi çok düşüktür.7bit kapasite alanında 2-400 milisaniye KSB de kalabilen veriler,hemen uzun süreli bellek (USB) dediğimiz çok çok büyük depo merkezine transfer edilir.Süresiz burada kalabilir.

USB de bulunan bilgi,sınav anında tekrar çıkış transfer merkezi olan KSB bölüme alınır.Buradan sınav kağıdına transfer edilir.Sistem bu şekilde çalışmaktadır.

Öğrencinin kaygı,kaygıdan kaynaklanan stresi ve stresin tetiklediği panik,KSB bölgesine yerleşir.Saten depolama kapasitesi düşük olan bu bölgede gereksiz yer işgal eder.Veri-bilgi transferine kalan yer azalmış olur.Böylece ders çalışma anında açığı ek saatler çalışarak kapatıp USB’i dolduran öğrenci,sınav anında ek zaman şansına sahip olamadığı için transferi verilen sürede tamamlayamaz.Böylece aslında hepsini biliyordum ama yapamadım,diyerek sınavdan çıkar.Hatta sınav çıkışı yolda soruların cevaplarını bulmaya başlar ve üzülür.

İşte bu nedenle,sınav paniği sorununu daha fazla deneme çözdürerek çözümlemeniz her zaman mümkün olmayabilir..Çözüm,öğrencinin psikososyal olarak kaygı nedenini bulup ,bertaraf etmekle mümkün olur.

Murat KAÇAR

NEDEN KİTAP OKUMALIYIZ / 3 ??

Sevgili Ebeveynler Merhaba,

İnsan gelişimindeki önemli evrelerden biri 0-3 yaş aralığıdır.Beynin gelişiminin yüzde 90’lık bölümü bu aralıkta gerçekleşmektedir.Çocuklarınızın ileriki yaşlarında zeka,akademik başarı ya da bireysel varlıklarının inşası için bir şeyler yapmak istiyorsanız,bu aralıkta çocuklarınıza emek harcamak zorundasınız.Kuşku yok ki her anne baba çocuğunun karnını doyuruyor,altını temizliyor.Ama bu yalnızca fiziksel bedeni ayakta tutar.

Peki ne yapmalı Anne Babalar?

Çocuklarına kitap okuyarak onlarla diyalog süreci geliştirmelidir.Bu yaşlarda çocuklarınıza okuyacağınız kitaplar onların kelime hazinelerini geliştiriyor.Kitap ile büyüyen çocukla,kitapsız büyüyen çocuk arasındaki fark,ileriki yaşlarda kapanmıyor.Hatta uçurum daha da derinleşiyor.Okul öncesi daha çok kelimeye aşina hale gelen çocuğun,öğretmeni anlama eğilimi daha fazla oluyor.Öğretmenin söylediğine aşina olan çocuk yaşama ve öğretime daha önde başlıyor.Bu kelime kaynaklı anlama farkını,ne yazık ki ileriki yaşlarda herhangi bir okulun kapatması mümkün olmuyor.Çünkü,beyin gelişiminin çok büyük kısmı 0-3 yaş arası tamamlanıyor..Ve okuma orijinli çocuklar üniversiteye daha rahat girebiliyor.Yaşama daha çabuk entegre olabiliyorlar.Sizleri Dünya çapında yapılan bilimsel araştırma detaylarına sokmak istemiyorum.Ancak çocuklar üzerinde yapılan tüm araştırmalar,zeka ve başarı gelişiminin çocukların maddi durumlarından bağımsız olarak okuma ve kelime hazinesi gelişimi odaklı  olduğunu kanıtlıyor.

Bahsi geçen konuyu sağlamlaştıran bir test sonucu da,3 yılda bir yapılan Pısa Testidir.Son testin sonuç raporuna göre Türk Öğrencilerin ana dillerinde okuduğunu anlama becerisi,yaklaşık 70 ülke arasında 40’lı sıralardadır.Bu sonuç,kelime hazinesi darlığının çarpıcı sonucudur.Bu sonucun yorumuna göre,  Dünya teknoloji düzleminde rekabet etmek istiyorsanız,çocuklarınızın tahsilli ve önemli işlere imza atmasını istiyorsanız,bebeklerinizin erken yaşlarında,onlarla birlikte kitap okumalısınız.Çocuklarınızı biberonlarının yanında,kitapla da besleyerek büyütmelisiniz.

Düşünün ki dilini az bildiğiniz bir ülkede,o ülkeye ait lisanda günlük kelime bilgisiyle iş bulma ve o toplumda yukarılarda yer bulma şansınız ne kadarsa,okuma üzerinden kelime hazinesi gelişememiş bir gencin kendi ülkesinde gelecek bulabilme imkanı da o kadardır.

Bilmelisiniz ki,hiç bir başarı tesadüfen ortaya çıkmıyor!Emekle,akılla yoğrularak ortaya çıkıyor.Üzerinde eleştirel olarak düşünmeniz önerisiyle..

Sevgiyle,kitapla kalın..

Murat Kaçar

 

 

 

Yüz Yüze Eğitim..

Kıymetli Veli ve Gençler merhaba,

Covid-19  tedbirlerine ait yönergelere uymanızı önemle rica ediyoruz.Bu tedbirler sayesinde 2021/2022 Öğretim yılını yüz yüze bitirmeyi hedefliyoruz.

Belirti algıladığınızda riske  girmemek adına,durumunuzu yöneticimizle paylaşmanız çok değerlidir.Bu durumda öğrencimizin dersinden geri kalmayacaktır.Evinden kendi sınıfındaki derse online girebilme altyapısı hazırlanmış olup,ders kaybı engellenmiştir.Canlı yayınla sınıfına bağlanabilmektedir.

Sınıf ve ders düzenimiz elektronik donatılar sayesinde canlı yayına uygun hale getirilmiştir.

Bilginize sunar,başarılı bir yıl dilerim..

Murat Kaçar

KAYBETMEYİ, KAYBETMEMEK!!!

Sevgili Dostlar merhaba,

yaşamdaki kavramlar çok değerlidir.Bir bireyin yaşamını inşaa ederken en kıymetli kılavuzu,kavramlar üzerinde düşünme olacaktır.Bir gencin kavram üzerinde düşünce emeğini esirgememeyi öğrenmesi,kendisinin neden sonuç ilişkisi oluşturması açısından hayatidir.

Sizlerle ”KAYBETME” kavramı üzerinde tartışmak istiyorum.

Günümüz popüler kültüründe kaybetmemek üzerine kurulu bir algı söz konusudur.Bu durum toplumsal yapımızı o kadar kuşatmaktadır ki,çocuklar,gençler hatta yetişkin,iyi öğretimli bireyler bile kazanma bağımlısı haline dönüşebiliyorlar.Küçücük bir çocuk bakıyorsunuz ki parkta oyunu kaybetmeyi başaramadığı için arkadaşıyla kavgaya tutuşuyor,hatta küsüyorlar birbirlerine..TEOG sınavı,üniversite sınavı hepsi aynı travmatik durumu oluşturuyor.TEOG da full+full yapmadığınızda iyi bir okula girmek hayal oluyor diyerek,daha 6,7,8.sınıfa giden minicik beyinlere asla kaybetme lüksün yok deniyor.Veli ya da öğretmen tarafından,bu hayatta ”Büyük Adam” olmak için,sıfır hata yapman lazım pompalanmaktadır. Ya ”Adam” olmak için kaç yapmak lazım acaba?Bu pek bahsedilmez genelde,neden?Çünkü kervan yolda düzülür,hele bir kazansın sonra bakarız durumudur bu.Oysa anne sütü,bir çocuğa 0-6 ay arası verilirse,ilaçtır.Ama 5 yaşında verilirse,musluk suyundan farkı yoktur.Yani doğru zamanda doğru değeri vermek önemlidir,yoksa değer,değer olmaktan çıkar..İşte bu algı içinde kazanmak için öğretildiği yanılgısına düşülen,sadece ezberden öteye geçemeyen matematik,fen vs derslerdeki veriler ne yazık ki bilgiye dönüşemeden unutulup yok olup gitmekte.Çünkü amaç sindirmek,anlamlandırmak ve hayata entegre etmek yerine sınavı kazanmak,kaybetmemek!Bunun doğal sonucu olarak ülke olarak istenen başarı da hayal olmakta,çocuklarımız yüksek teknolojiye ne yazık ki istenen süratte ulaşamamaktadır.Diplomalı bilgisizler topluluğunu oluşturmaktadır.Çünkü sınav süreçlerinde sadece verileri ezberlemekte olup asla,veriler üzerinde düşünme eylemi için emek harcamamaktadırlar.Enerjilerini,kof ezberleme için harcamaktadırlar.Bu durumda veri bilgiye dönüşememekte ve silinip gitmektedir.Sonuç olarak çocuk diplomaya ulaşıp,bilgiye ulaşamamaktadır.Bu durum,istihdamda gencin önündeki engel halini alıyor..Çünkü nitelikli iş gücüne katma değer yaratacak eleman olmaktan uzaklaşıyor.

Gençlerimize bakalım.Birbirleri ile  spor adına savaş eder hale geliyorlar.Spor neydi acaba diye düşündüğümüzde,aslında insanın ruh ve beden sağlığı açısından kıymetli,sosyolojik açıdan ise barışı,dostluğu geliştirecek,sağlamlaştıracak faaliyet ve organizasyonların bütünüdür.Oysa okullar arası müsabakalara baksanız,çocuklar birbirini hastanelik ediyor,kulüpler arası olana baksanız birbirlerini tokatlıyor,bıçaklıyor,hatta öldürüyorlar.Uluslararası yarışmalar deseniz,doping denen zehirli kimyasallarla gençler zehirleniyor,hayatlarını kazanma uğruna heba ediyorlar.Sorumsuzluk kazanma adına almış başını gidiyor.Kazanma adına ölümle raks ediyorlar.Koca koca bireylerin nasılda insansızlaştığını görüyorsunuz.

Gelin TV yarışmalarına ha keza..Kazanma adına her türlü fiziki,sözlü ya da manevi şiddet insanları boğuyor.Çünkü kazanan şu kadar para ödülü,bir dizi oyunculuğu ya da görsel dünyada bir figüranlık hayalinde..Oysa karşılığında ödedikleri bedel ise,hayatları.Çünkü yaşanan ruhsal çöküntü sonucu,aslında daha fiziken ölümle tanışmadan,bedenleri ruhlarının mezarı haline dönüşmekte.Boyutlarını kaybettikleri açık hava mezarının içinde kazanma oyununda köşe kapmaca oynuyorlar,ama farkındalıkları yok.Neden?Çünkü sadece kazanmaya programlanan beyinleri,kaybetmeyi bilmiyor.

Dostlarım,bir insanın en önemli güçlerinden biri kaybetmeyi başarmasıdır.Her kayıp,başarısızlık değildir.Başarısızlık,kaybetmeyi kaybetmektir.”Kaybetmeyi,kaybetmek demek;insanı insan yapan tüm değerleri kaybetmektir.”Bu durumda bireyin varlığından söz etmek söz konusu dahi olamaz.Öyle ise,kazanma adına yapılan değer yitimlerinin bedelleri hayatın yılları ile ödenmekte olup,an evvel bunun farkındalığını tüm çocuklara öğretmeliyiz/öğretmelisiniz.

Sevgilerimle,

Murat Kaçar

 

NEDEN KİTAP OKUMALIYIZ ? / 2

Sevgili Dostlarım merhaba,

yazımızın 2.bölümüne de başlamak istediğim konu kitap okumanın dilimizi nasıl geliştireceğidir.

Kitap okurken zaman zaman bilemediğimiz kelimeler,atasözleri,deyimler vs ile karşılaşabiliyoruz.Bu durumlarda dönüp bunlarla ilgili araştırma yaptığımızda sadece sözcük hazinemiz genişlemekle kalmıyor,aynı zamanda  bunları doğru yerlerde kullanmayıda öğreniyoruz.İyi bir okuyucu olduğunuzda  görürsünüz ki,kelimeleri uygun kombinasyonlara alara,yani işin matematiğini yani doğru dizilişleri yaparak konuyu gündeme alıyorsunuz.Bu durumda kendinizi ifade etme ya da karşınızdakinin sizi anlama oranı artmaktadır.İşte günümüz insanı okumayı bir angarya gibi görüp,ne gerek var diye düşünürken,anlama ya da anlatabilme yeteneğini zayıflatmaktadır.Bu ise orta vade de iş arayışında olan gençler için önemli sorun yumağı oluşturuyor.Üretken bir çalışma ve iş gücü yaratabilmek için,anlamak,anlatabilmek esastır.Bunun temeli ancak okuma ile atılabilir ve inşaa edilebilir.Aksi durumda ne iyi memur ne de iyi bir yönetici olabilirsiniz.Tüm bunlar için iletişim esastır.İletişim için gelişmiş,geniş perspektifli dil esastır.Dilin geniş çerçevesi ise okuyarak hayata geçirilebilir.Yoksa elinizdeki teknolojik oyuncaklarla değil.İletişim için öncelik insandır.İletişim cihazları sadece bir araçtır.Ancak aracı kullanacak insan.Eğer insan aracı doğru kullanmazsa ne yazık ki,aracın kullanımı amacına ulaşmaz,ulaşamaz.Eğer iletişimi yalnızca cihaza bırakırsanız,cihazın ya da cihazı hazırlayanın istediği kadar iletişim gerçekleşir.Asıl olan ise,sizin istediğiniz kadar gerçekleşmesidir.

İnsanlar okurken,okudukları kitabın öznesi olurlar.Yani o kitaptaki baş kahramanın yerine kendilerini koyarlar.Bu istem dışı gerçekleşir.Bu durumda ise,olan biten olaylar örgüsünde,kendilerini düşünürler.Acaba ben olsam ne olurdu,ne yapardım gibi uzayıp gidecek sorgulamalar başlar.Kendilerinin yaşam öykülerine benzeterek ilerleyenler olabilir.Hepsinde ortak payda ise,düşünme eyleminin gerçekleşmesidir.Okumanın en temel amaçlarından biridir düşünme eylemini hayata geçirmek.Hatta içinden çıkılamayan durumlar olabilir.Bu anlarda ise,üzerinde çalışma,araştırma ya da başkaları ile tartışma yaratarak olaylar örgüsünü enine boyuna analiz etme durumu ortaya çıkar.İşte tüm aktiviteler,bireyin inşasında çok ama çok önemlidir.Bizi asıl geliştiren budur.İnsanlar bu okumaları yapmayarak yaşam başarısı elde etmeyi nasıl hayal edebiliyorlar anlamakta güçlük çekiyorum hatta anlayamıyorum çoğu zaman..Ama hadi oradan,hiç okumadan bir sürü para kazanan derseniz,susma hakkımı kullanmak istediğimi belirtirim.

Çünkü,’‘Bazı insanlar kazandıkları paralarını harcar,bazı insanları da kazandıkları para harcar.”diye düşünüyorum.

Tüm bunlara değinmişken konu,her kitabı okursak olur mu sorusuna getirir beni..Tabii ki hayır.Çünkü her işte olduğu gibi,kaliteli okuma yaparsanız bahsi geçen noktaları yakalayabilirsiniz.İçi bomboş pembe,beyaz,mavi gibi anlamamın mümkün olmadığı kitap dizileri,yazlık kitaplar diye satılan ”Ne demekse yazlık kitap??” Bu nedenle okuduğunuzda sizi,hayatın içine alacak,düşündürecek bir kitap,en doğru kitap olacaktır.Ne yazık ki ülkemizde akademisyenler bile okudukları ve okuttukları ders kitaplarını,akademik kaynakları okuyarak kitap okudukları yanılsamasına kapılıyorlar.Elinize geçen her kitabı okumanız,yemek yerine abur cubur tüketmenizden farksızdır.Abur cubur tüketimin ise insan sağlığını nasıl bozduğu korkunç bir gerçektir.Öyle ise,abur cubur kitaplarında yaşam sağlığınızı bozacağı başka bir gerçektir.

Elinize geçen her kitabı değil,doğru kitabı okumanız dileğiyle sevgiler.

Murat Kaçar

SINAV KAYGISINDA, AYNI DİL Mİ? AYNI DUYGU MU?

 

Sevgili Anne ve Babalar merhaba,

şu günler LGS ve YKS  sınavlarına çok yakın zamanlar.Çocuklarınız çok yoğun çalışma yaptılar.Şimdi ise çevrelerinde hissettikleri  baskı ciddi boyutta.Ebeveynlerin hiçbir iddalarının olmadığını söylemeleri ne yazık ki yetmiyor evlatlarınız için.Süreçteki genel davranışınız,beden diliniz,çevrenizdeki yetişkinlerin ya da kendi başarılarınızın ön plana çıktığı süreçlerde de aslında çocuklarınıza onlardan ne kadar beklentiniz olduğunu vurgulamaktasınız.

Bu nedenle,zaman zaman söylenmiş bir kaç iyi söz yetmeyecektir.Bu süreçte de süreklilik esas olacaktır.Sınava yakın zamanda çocuklardaki çeşitli bedensel rahatsızlanmaların(Karın ağrısı,baş ağrısı,kusma,hormonal düzensizlikler vs) kaynağı çoğu zaman,başarısız olup ebeveyn beklentilerini karşılayamama kaygısından kaynaklanmaktadır.Çocuğunuza yeteri kadar güven verince,tüm yaşadıklarını ve hissettiklerini açıklıkla dile getirecektir.

Bu süreçleri iyi yönetip,çocuklarınızın yaşam başarısına katkıda bulunmak istiyorsanız eğer;çocuklarınızla  ”Aynı dili konuşmaktan daha önemli olan,aynı duyguyu paylaşmanızı” öneririm.Duygudaşlığınız çocuğunuzda onu anladığınız hissi yaratabileceği için onun kaygısını azaltacaktır.Böylece başarısı daha da yukarılara çıkacaktır.

Tüm çocuklara ve ebeveynlere  başarı ve kolaylık diliyorum.

Sevgilerimle,

mk.

2021 LGS ÖNCESİ VELİLERE…

 

Sevgili Veliler,

Yaşamımızdaki en kıymetli varlıklarınızın çocuklarınız olduğunu çok iyi biliyorum. Çünkü bu duyguyu bir baba olarak fazlasıyla bende hissediyorum.

Sınav süreçlerine hazırlanan çocuklarınızın niyet olarak yanında olduğunuzdan hiç şüphem yok. Ancak burada önemli olan bir konu, çocuklarımızın ne hissettiğidir. Unutmamamız gereken en önemli şey çocuklarımızın da bireysel varlıkları vardır. Sınava çocuğumuzu hazırlarken, ruhsal hayatlarına zarar verememeye dikkat etme sorumluluğumuz ve zorunluluğumuz vardır. Bu evlatlarımızın ileride yaşayacakları hayat ve davranış biçimlerinin hiçbiri tesadüfen olmayacaktır. Çünkü evlatlarımız şu sıralar kendi yaşamlarını inşa etmektedirler. Siz anne, babalar ve biz öğretmenler tabii ki sahiplenmeliyiz. Ancak sahipleri olmadığımızı, onların da bireysel varlıklarının olduğunu hiç unutmamalıyız.

Hazırlık süreçlerinde çocuklarımızın bedenlerinde kendilerinin yaşamalarına müsahade edip, geçmişte türlü gerekçelerle kendi yapamadıklarımızı ya da yaptıklarımızı onlara yüklememeliyiz. Unutmayalım ki ruhları ve bedenleri kendilerine aittir ve aksi durum hayat başarılarını ve mutlu bireyler olmalarını olumsuz etkilemektedir.

Çocuklarımızın sınava gireceği gün;

  • Gerilimden uzak tutmanızı,
  • Aile büyüklerinin kaygı düzeyini artırıcı konuşmalarından uzak tutmanızı,
  • Sınav öncesi gece uyku saati baskısı yapmamanızı,
  • Sınav sabahı,sınav taktikleri verme çabasında olmamanızı,
  • Sınav çıkışı bitmiş sınava ait durum sorgulaması yapmamanızı,
  • Haziran ayında bundan daha önemli bir sınava daha gireceklerini unutmamanızı,
  • Başka çocuklarla ya da kendimizle asla kıyaslanmak istemediklerini,
  • Sen kazansan da,kazanamasan da biz seni seviyoruz.
  • Boşver senin sağlığın önemli cümlelerini duymak istemediklerini bilmelisiniz.

***Her zaman yaptığınız gibi sadece sevginizi göstermenizi öneririm. Sadece sözlerinize değil,gözlerinizin ve bedeninizin ne söylediğine de dikkat edeceklerini unutmamanınızı tavsiye ederim.

Çocuklarınıza güvenmenizi ve asıl kıymetin kendilerinin olduğunu ve hayat  mücadelelerine değer verdiğinizi göstermeniz durumunda çocuğunuz başarıya gidecektir, şüpheniz olmasın.

Bu zorlu yaşam yolculuğunda,evlatlarınıza başarılar diliyorum,

Sevgilerimle,

Murat Kaçar

 

 

NEDEN ÇOCUKLARIMIZI ANLAMAK ZORUNDAYIZ??

Merhaba Küçük Dostlarım ve kıymetli Anne-Babalar,

çocuklarımızın kendilerinin üretiminde,emek harcamayı öğrenmeleri esastır.Bir birey kendi gelişimi adına zaman ve emek harcamazsa,gelişiminin önündeki en büyük engel kendisi olacaktır.Bu durumda sürekli birilerine bağımlı olmak durumunda kalır ki bu hiç istenmeyen bir durumdur.Ancak özgürce kendine yatırım yapıp geliştiren bireyler özgüvene ulaşırlar ve üretken hale gelirler.

Sevgili gençler,sizlerden bu yazı yazma zamanını ve emeğini esirgemeyişimin nedeni ise,her birinizin,hiç bir fark olmaksızın çok ama çok değerli olmasıdır.Çünkü sizler bizim hayatı paylaştığımız,nefesimizi bölüşerek dünyaya getirdiğimiz,sağlığınız ve uzun ömürleriniz için her an iyilikler dilediğimiz, her biriniz biricik evlatlarsınız.İyi ki varsınız,iyi ki bu hayatı sizlerle paylaşıyoruz.

Sevgili çocuklar ve gençler,ben sizinle bu zamanları geçirdiğim için çok mutluyum.Yaşarken,durup sizde,mola verdim,sizlerin gözünden insansızlaşmanın ne demek olduğunu izliyorum şimdilerde..Çünkü temiz olmanın,saflığın,insan olmanın en güzel hatırlatıcısı sizlersiniz.İnsanlığın tenzilatlı satış günlerinde,Büyük Adam’lığın adeta AVM lerde satışa çıktığını ve kapış kapış,düzinelerle alıcı bulduğunu,ama Adam’lığın müşteri bulamadığını,manevi değerlerin reytingi düşük olup,9 taksite bile alıcısı yokken,soytarılıkların peşin paraya hemen satıldığını,reyting rekorları kırdığını en güzel sizlerin pürü pak’lığı  hatırlatır insana…Çocuklarımıza matematik,fen öğretiyoruz da sevgiyi öğretemiyoruz.İletişim çağındayız diyoruz ama,yanımızdaki evladımızla iletişim kuramıyoruz.Telefon sayımız arttı,sabrımız azaldı.Bayramlarda uzun tatillere gidiyoruz yorulmuyoruz,ama sözde kıymet verdiklerimize bayram tebrik sms’inde isim bile yazmaya yoruluyoruz ,toplu sms atıyoruz.İletişim çağındayız ya;konuşmaktan utanıyoruz,ama kandilde,cumada zahmet edip iki tane güzel söz yazmaktansa,resimli hazır mesaj göndermekten utanmıyoruz.Paramız arttı,varlığımız azaldı.Uçağa binip kıtaları aşıyoruz,ama önyargılarımızı aşamıyoruz.Evlerimizin oda sayısıyla,evdeki televizyon sayısı arttı,değerlerimiz azaldı.Dolaplarımız elbiseyle doldu,vicdanlarımız boşaldı.Kin ve nefretimiz arttı,duygumuz,düşüncemiz azaldı.Paramızın değeri arttı,ahlakımızın değeri azaldı.Arabalarımızın modeli yükseldi,ilişkilerimizin değeri düştü.Bileğimize kadar denize girip ıslanıyoruz farkında değiliz,ama şemsiye tutup sözüm ona kafamızı ıslatmıyoruz…İşte bu çarpıklıkları,her fırsatta gençleri eleştiren ve kendilerinin mükemmel olduğunu zanneden koca koca insanlar yapıyor..Değerli çocuklar,gençler duygularınız,düşünceleriniz o kadar değerli ki,sakın içinizde tutmayın, paylaşın,yanınızdayız.Hata yapmaktan çekinmeyin.Hepimiz,bende,annenizde,babanızda hata yaptık,yapıyoruz da..Alın size yetişkinlerin yaptığı onca hatayı yazdım yukarıda.Ancak biz biz olalım,bizi biz yapan değerleri asla unutmayalım küçük dostlarım.

Sizlerle çalışırken bende bilmediğim bir çok şeyi sizin tutacağınız ışıkla öğreniyorum.Birlikte geçirdiğimiz zamanlardaki susma hakkınızı kullanmakla,bizlerin içindeki anlayanlara o kadar büyük cevaplar vermiş oluyorsunuz ki,bunun altında ezilmekten kurtulamıyoruz.Yine basite kaçıp sizleri suçlayarak,iletişim kuramıyorlar diyoruz da,hala biz neyi beceremedik de bu kadar susarak ,en büyük cevabı veriyorlar deme cesaretini ortaya koyamıyoruz.Evet siz susarak yetişkinlere verdiğiniz kocaman cevapla sizleri ne kadar da boşladığımızı bana öğretiyorsunuz.Bende,sizlerle deneyimlerimi paylaşarak,sizlere ışık tutmaya çalışıyorum.Nefesim bende oldukça,sizden genç bir bireyin algısını öğrenmeye,bende size,bu hayatta sizden daha fazla yaşamış birinin bedeli ödenmiş tecrübelerini anlatmaya devam edeceğim.Bu ilişki,sizlerde ben bu hayattan ayrıldıktan sonra bile kalacaktır.Çünkü yaşayan şey insanlar değil,ilişkilerdir aslında.Yaşayacağımız bu güzel ilişkileri, ben hayatta olduğum sürece hissedeceğim.Ama siz gençler,kuşkum yok ki ben bu hayattan ayrıldıktan  sonra bile bu kurduğumuz değerli,faydalı ilişkiyi yaşamaya devam edeceksiniz.Hayal etiğiniz güçlü,teknolojik yarınlara iyi eğitimli,donanımlı,farkındalığı olan,değerlerine sahip çıkan bireyler olarak koşacaksınız.

Kıymetli olduğunuzu sakın hiç unutmayın!!!Sizler kendinize kıymet vermezseniz,size başkaları hiç kıymet vermez.Öğrenmeye ve öğretmeye devam,güzel verimli yorgunluklar olsun yeter ki..

Hepinizi hiç bir önyargı olmadan  çok seviyorum.En yakın zamanda görüşmek üzere,düşüncelerinizi yazmanızı bekliyorum.

Hayatınıza yıllar eklerken,yıllarınıza hayat eklemeyi sakın unutmayın.

Sevgilerimle,

Murat Kaçar

 

YKS 2021 İÇİN NASIL ÇALIŞILMALI??

 YKS sınavında başarı elde etmek isteyen öğrenciler,mutlaka yenilenmiş soru formatları içeren test kitaplarını kullanmalıdırlar.Çünkü son 4 yıldır yapılan sınavlardan anlaşılacağı gibi,geçmiş soru modellerini çalışan öğrencilerin yeni sınav soru tipleri karşısında başarı sağlamaları oldukça güç görünmektedir.YKS sınav soruları , LYS den çok farklı karakterde olacaktır.Bilgi yönü çok ağır basan sorular YKS için elverişli olmaktadır.

MEB kitaplarının konulara giriş bölümlerini,tek sayfalık anlatım parçalarını,günlük yaşamdan örneklenmiş bölümleri kesinlikle  defalarca okumanızı ve anlamanızı öneririm.Hiç soru çıkmadı klasiği ile hiçbir bölümü atlamamanızı,kesinlikle her alanı iyice gözden geçirmenizi öneririm.Çok kısa bilgi içeren yeni müfredat içeriklerinden özellikle de bunların temel kavramlarından mutlaka soru sorulacaktır.Örneğin evrenin sürekli genişlediğini hangi fizik yasaları kanıtlar? gibi temel kavram sorularına alışık olmalısınız.Paradigma nedir,teori nedir,toplumun etkisi,adetlerin etkisi bilimde önemli midir gibi çalışma alanlarını mutlaka iyi çalışmalısınız.Atom altı çalışma alanlarını iyice çalışmalısınız.Kimyadaki bilim insanlarını,neler yaptıklarını,deneylerin ne olduğunu bilmenizde fayda vardır.Biyoloji adına sistemlerdeki tüm derin bilgi hakimiyetinizi hiç aksatmayın.Geometride ve matematikte yeni nesil sorular içeren testler sizlerin başarısını üst sevilere taşıyacaktır.Coğrafyada ve edebiyatta net bilgi sorularının zorluğuna önlem olarak müfredat kitaplarının detaylarına hakimiyeti bırakmayınız.Mayıs ayı itibari ile her gün en az bir tane ilgili alan deneme sınavı çözmek suretiyle hem tekrar yapmalı hem de eksiklerinizi tespit edip zaman yönetiminizi geliştirmelisiniz.

YKS sınavları iyi çalişan bir aday için daha rahat geçecektir.Çünkü adaylar kuvvetli oldukları alanlar dışında soru çözmeyecekleri için hazırlığa ve sınava daha iyi konsantre olacaktır.

Tüm adaylara çalışmalarında kolaylıklar dilerim.

Murat Kaçar

                                   “BAŞARANLAR DENEMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYENLERDİR.”

LGS ADAYLARINA…

 

Sevgili Çocuklar merhaba,

LGS sınavlarına hazırlanırken, bu sınavların yaşamınızdaki ne ilk, ne de son sınav olmadığını hiç unutmayın.

Herhangi bir hazırlık sürecinde asıl olan mücadele etmenizdir. Kıymetli olan sonuç, yaptığınız mücadeledir. Kazanacağınız okullar yaşamınızın herhangi bir anındaki sonuçtur.

Çünkü yaşama dair sözü olan bireyler, yaşamları boyunca mücadele ederler. Bazen kazanır, bazen kaybedeler.. Ancak kazanabilmek için önce mücadele etmek gereklidir.

Girmiş olduğunuz hiçbir sınavın sonucu, sizin zekanızın bir ölçüsü değildir. Sadece, yaptığınız çalışmanın ne derece doğru olduğunu gösteren bir değerlendirmedir.

Unutmayın ki,

“Bir şey, ona ne kadar inanmak istersek o kadar bizim gerçeğimiz olur.”

Sevgiler,

Murat Kaçar

GEÇMİŞ NEDİR? KÜLTÜR NEDİR? TARİH NEDİR? NEDEN TARİHİ BİLMEYE İHTİYACIMIZ VAR???

Merhaba dostlarım,

bu yazımda öncelikle bazı kavramlarla ve sorularla ilgili sizi eleştirel düşünme yolculuğuna çıkarmak istiyorum.Bu kavramlarımız ve sorularımız,

*GEÇMİŞ KAVRAMI,

*TARİH KAVRAMI,

*GEÇMİŞ,ACABA GEÇMİŞ MİDİR?

*TARİHİ ÖĞRENMEYE NEDEN İHTİYACIMIZ VE NEDEN ZORUNLULUĞUMUZ VARDIR?

Şimdi bu kavram ve soruları  ele alıp yolculuğumuza başlayalım.

Geçmiş bir zaman kavramı olup,bizim kontrol edemeyeceğimiz yani irademiz dışında yaşanan zaman dilimidir.Geçmiş biz istesekte istemesekte yaşadığımız anlardan oluşur.Bu süre içinde yaşanan olaylar bütününe geçmiş diyemeyiz.Bu nedenledir ki çok rahatlıkla telaffuz ettiğimiz ”Geçmişimiz” kavramı genelde yanlış kullanılmaktadır.Aslında bizi ilgilendiren bu kronolojik zamandan öte,bu zamanın içinde yaşananlar,olup bitenlerdir.

Geçmiş bu zaman içinde olan biten herşey ise KÜLTÜRÜMÜZÜ oluşturmaktadır.Geçen bu zaman içindeki olup bitenlerin bütünü içindeki bir zaman dilimini alıp,buradaki kültür varlığımıza ait herşeyi eleştirel olarak düşünüp anlamlandırıp,neden sonuç ilişkisine gitmemiz ise,TARİH halini almaktadır.İşte anlaşılacağı gibi geçmiş ve kültür bizden bağımsız oluşurken,tarih bizim bilincimizle üretimine katıldığımız bir süreçtir.Yani tarihi biz bilincimizle oluştururuz.Öyle ise her geçmiş zamana tarih demek doğru olmaz.Tarih için düşünme emeği gerekmektedir.Olanı biteni neden sonuç ilişkisinde idrak etmeden tarih oluşmaz.

Tarih bilmeye neden ihtiyaç duyarız?Çünkü bugünü anlayabilmek için tarih gerekir.Bugün yaşananların temeli geçmişteki tarihsel süreç ile anlaşılabilir.Peki bugün zaten yaşanıyor,neden irdeleme ihtiyacı doğuyor?Çünkü bugünü çözümleyebildiğimiz anda geleceği inşa etmiş oluyoruz demektir.Çünkü geçmiş,eğer eleştirel düşünce ve  neden sonuç ilişkisi ile anlaşılamazsa tarihe dönüşemez.Yani bugünü çözümleyemeyen çocuklarımız,yarınlarını inşa edemez.Geçmiş geçmemiş olarak kalır.Böylece de yarınlara Kültür Mirası olarak taşınamaz.Bu geleceğe taşıyamama durumu ise,çocuklarımızı köksüz bırakır.Geçmişindeki Kültür Mirasını geleceğe taşıyamayan toplumlar köksüz kalır ki,bu ayakta durmalarını zorlaştırır.Bir bitkinin bile gelişimi durduğunda,toprağı çapalanır,köklerine bakılır,havalandırılır ki daha da gelişsin.Toplumların yarınlara ulaşması içinde TARİH olmazsa olmazdır.Bu gerçekleşmediği zaman çocuklarımızdan ne sosyolojik ne de teknolojik gelişim beklemek biraz saflık olacaktır.

Oysa günümüzde,çocuklarımıza tarih, geçmiş zaman gibi çok basit bir çerçevede verilmektedir.Hatta çocuklara sorsak ,Tarih nedir?İhtiyacımız var mıdır? diye,alacağımız cevaplar çoğunlukla çok acı olacaktır.Genelde tarih nedir sorusuna verilen cevap,”Derstir;en iyi ihtimalle eskiden atalarımızın yaşadıkları” olmaktadır.İkinci cevap azınlıkta bile denebilir.Hatta bir kısım çocuk ve öğretmen en iyi tarih dersi de hikayeleştirilen tarihtir derse, şaşırmayın.Oysa tarih,düşünce emeği isteyen,hikaye olamayacak kadar ciddi bir akıl ürünü çalışma olmalıdır.Çünkü test sınavları için ezberletilen,hikayeleştirilen sürece tarih demek mümkün değildir.

Bugün olanı,dünde ya da bir önceki günde aramak saflık olur.Bugün belki de asırlar öncesine bile gidebilir.Yaşamda bir çok şey gibi tarih bilincini ya da tarih sürecini de satın almak mümkün değildir.Hatta finansal zenginliklerin varlığa dönüşmesi demek, işte bu ve benzeri entellektüel kavram ve çalışmalar için yatırım emeklerinden,aklın alın terinden geçer.O nedenle tembellikten vazgeçip ”Geçmişimizi,Tarih’e” dönüştürme sorumluluğumuz ve zorunluluğumuz vardır.Bu sorumluluğu taşımak yerine,tarih öğrettiğimizi zannettiğimiz test kağıtlarındaki doğru şıkkı bulma tiyatrosunun yanılsamasında kalırsak,çocuklarımızın tarihi olamayacağı gibi ne yazık ki geleceği de olamaz.Kendisi var olamayan bir neslin,üreteceği teknolojide olamaz.Çünkü hayalini kurduğumuz o teknolojiyi üretecek neslin önce kendi tarih bilincini üretip,kendi kültür tarihi varlığına katkı yapması gerekir ki kök salabilsin,”Kendisini üretebilsin” ve ilelebet

Türkiye Cumhuriyetini,

geleceğe taşıyabilsin.

Sevgilerimle,

MURAT KAÇAR

ÖZGÜRLÜK VE EĞİTİM İLİŞKİSİ..

Kıymetli Gençler merhaba,

ülkemiz adına en önemli sorunlarımızdan biri hatta, belki de diğerler sorunlarımızın anası EĞİTİM SORUNU’dur.Bu nedenledir ki,bu sorunun farkındalığı içinde çalışma gayreti içindeyiz.

” Özgürlük” kavramı üzerinde konuşmak istememin en önemli nedeni ise,sahip olunan özgürlüğün üzerinde eleştirel olarak düşünmeyen bir bireyin aslında özgürlüklerini kendi elleriyle nasıl kaybettiğidir.Düşünme,insan doğduğunda var olan ve sürekli gelişen bir özelliği değildir.Düşünme de öğrenme gibi zaman içinde bireyin öğrenmesi ve uyguladıkça geliştirebileceği bir davranış biçimidir.

Örneğin,öğrenmeyi öğrenmiş bireyler,sürekli araştırma,merak etme ve öğrenme ihtiyacı hissederler.Bu nedenle de yaşadıkları hayatta duyarlı ve meraklıdırlar.Aynı şekilde düşünmeyi öğrenmiş bireyler de yaşam içinde,bilgi sahibi olmadan,fikir sahibi olmayıp,bilgelik yanılgısına kapılıp gevezelik etmezler.Önce gayet detaylı düşünürler.Sonra,düşüncelerinin sonucunda vardıkları bilgi üzerine konuşur,fikir beyan ederler.Öğrenme ve düşünme becerisi gelişmeyen bireylerin merak duygusu,bilgilenme ihtiyacı oluşmaz.Dünyanın tepsi şeklinde olduğunu söylesenizde buna inanmaktan başka çaresi de yoktur.Öğrenme ihtiyacına ait hissi de yoktur.Bu nedenle  oyunun içinde yoktur aslında.Bu oyuna dahil olamayan çocuklarımız,Dünya’daki bu teknolojik gelişimle nasıl baş eder diye düşünmemiz lazım.Kendilerine dayatılan telefon oyununu değil,o telefonun nasıl yapıldığının farkındalığı ancak çocuklarımıza Dünya rekabetini açar.Rekabet,kendi düşüncenizle ve özgür iradenizle ulaşabileceğiniz bir kavramdır.

İşte bu nedenledir ki,özgürlükler kullanılırken üzerinde mutlaka düşünülmesi gerekli olan bir kavramsal yapıdır.Konumuz eğitim olduğuna göre,bununla ilgili bir kaç somut örnekle ilerlemeyi uygun buluyorum.Sevgili çocuklar,bu hayatta öğretmenlerinizin ya da anne babalarınızın size şiddet vasıtası ile ödev yaptırması ya da ders çalıştırması söz konusu olamaz.Bunu yapmama özgürlüğünüz vardır;olmalıdır.Ancak,siz bu ödev yapmama özgürlüğünüzün üzerinde hiç düşünmeden,bu özgürlüğü doyasıya kullanmaya başladığınızda,aslında farkında olmadan ileride sizi mutlu edecek iyi bir meslek seçme özgürlüğünüzden vazgeçiyorsunuz demektir.Mesleğinizi seçme özgürlüğünüzden vazgeçmeniz yaşam boyu mutsuzlukları beraberinde getirecektir.Oysa ödevlerinizi yapmama özgürlüğünüzü kullanmadan önce bu özgürlüğünüzü kullanma biçimi ve dozu hakkında biraz eleştirel düşünseydiniz,telefonda ya da bilgisayarda ölçüsüz zamanlar boyu,oyun oynamanın hoşluğuna kapılmamış olacaktınız.Ya da hoş ve anlık keyiflerin çekiciliğine kapılmayacaktınız.Çünkü yaşamınız o an’dan oluşmamaktadır.Sonrası da vardır. Örneğin üniversiteye giden bir gencimizin,okulda derse girmeme özgürlüğü vardır.Kimse elinden tutup zorla derse sokmaz,hatta ders anında çıkmak isterse kimse engellemez bile.Ancak derse girmeme özgürlüğü üzerinde eleştirel olarak düşünmeyen bir genç bu özgürlüğü kullanırken bir süre sonra eğitim alma ve üniversite de okuma özgürlüğünden olur.Dersten kalır,okuldan atılır.Sürekli kilo alıyorum ve formum çok bozuluyor diyerek yemek yememe özgürlüğünü kullanan biri,bir süre sonra hiç yemek yiyemez hale gelip Anoreksiya denen hastalığa kapılıp hayatını kaybedebilir.Yani en temel hakkı olan,yaşama özgürlüğünü kaybeder.İşte bu somut örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Sonuçta anlaşılmasını umduğum nokta şudur:Özgürlük yaşamımızdaki en kıymetli kavramdır.Özgürlük olmadan yaşamda hiç bir şeyin kıymeti yoktur.Bu nedenle sahip olduğumuz özgürlükleri kullanırken,üzerinde  düşünmek esastır.Çünkü öyle sonuçlarla karşılaşmak mümkündür ki,bir özgürlük düşünerek kullanılmadığında,asıl özgürlükler elden kaçabilir.Bedelleri ödemek istemeyeceğiniz kadar ağır olabilir.Bu anlarda ağlamak sızlamak sonuç getirmez.Bakakalırsınız giden geminin ardından.Ah vah demeden yaşamınız üzerinde düşünerek,var gücünüzle,var olmak için çalışmanız ve üretmeniz önerisiyle..

Sevgilerimle,

Murat Kaçar

ACI,ÖFKE VE HAYATLA İLİŞKİ KURMAK..

Sevgili Dostlar merhaba,

Dün,tüm TV haberlerinde gördüğüm bir haberde ürperdim,bir babanın(???) ayrılan eşine ceza için 10 yaşındaki oğlunu bıçak ile öldürmesi olayını dinledikten sonra düşünmeye ve bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.Son günlerde bir gün geçmiyor ki,insanın kanını donduran cinayet haberleri duyuyoruz.İnsanlar ölüyor,topyekün insanlık ölüyor..Acaba neden diye düşünmemiz çocuklarımızın geleceğini düşünmek adına çok değerlidir.

Toplumsal yapımızın ilişki kurma biçimi,”Acı” yerine ” Öfke” haline gelmiş durumdadır.Bir olay yaşadığınızda,işler istediğiniz gibi gitmiyorsa,hayalinizi,isteklerinizi artık elde edemez hale gelmişseniz, bu durumu yönetmenin iki alternatifi vardır.

Biri,bu kaybetme durumundan dolayı acı hissetmektir.Acı hisseden birey,suskunlaşır.Bu durumu kabullenmeye geçer.Sonrasında çözüm üzerine düşünür.Alternatif neler yapabileceğini düşünür.Yoksa, kayıpları için yas tutar.Bir süre sonra ise kayıpları ile vedalaşır ve önüne bakıp hayatına devam eder.(Yakınınızı kaybetme durumunuz gibidir süreç.)

Diğeri ise,bireyin öfkelenmesidir.İlişki kurma biçimi eğer öfke ise,karşısında mutlaka kayıpları yaşatan kişi ya da kişiler düşmanlaştırılır.Düşman demek ise,kin,nefret ve intikam alma süreçlerini doğurur.İntikam en tehlikeli,korkulması gereken bir duygudur.Öyle ruhsal körleşmeler yaratır ki,insanı bir suç makinesine dönüştürebilir.Örneğin kendisinden boşanmak isteyen bir eşin ikna edilememesi durumunda,eşi cezalandırmak için çocuğunu öldürebilen ebeveynleri,haberlerde TV’lerde görüyoruz.Bir insana evladını kaybetme acısı kadar ızdırap yaşatan bir şey yoktur herhalde.Ama düşünün ki,nasıl bir ruh hali hakimiyeti oluşuyor ki,eşe verdiğini düşündüğü ceza,aslında bireyin kendine verdiği en tepe ızdıraptır.Bu bir körleşmedir,insanlığı terk etmedir.

Sevgili dostlar,bu tip anormal davranışlara  hayatın her alanında rastlamak mümkündür.Bu durum,çocuklarımızın ruhsal gelişimini etkilediği kadar,toplumun esenliğini de etkiler.Bunun  için  dikkat edilmesi gereken temel husustur.

Kayıplarınızın arkasından,hayatla acı ile ilişki kurunuz ki,iyileşebilesiniz.Eğer öfke ile ilişkinizi kurarsanız,şiddet nöbetlerinde,düşman ve intikam sarmalında kaybolup gidersiniz.

Eğer bu olan bitenler ile ilgili düşünmez,çözüm üretmez ve yaşamın kıyısından her gün işlenen bu cinayetlere şahitlik edersek,insanlığın ölümünü seyredersek,hepimiz bu cinayetlerin katili olmasak da suç ortağı oluruz.Hepinizin düşününeceği umuduyla..

”Acı” iyileştiren,”Öfke” ise yok edendir.

Sevgiyle kalın.

Murat Kaçar

GEMİŞ,KÜLTÜR VARLIĞI VE TARİH NEDİR?NEDEN İHTİYACIMIZ VAR?

Merhaba,

Çocuklarımızın ve gençlerimizin niteliklerini artırmak ve kavramlar üzerinde onların gelecek için yollarına ışık tutmak en önemli sorumluluğumuzdur.

Şimdi, Tarih ve Geçmiş kavramlarını ele alıp yolculuğumuza başlayalım, düşünelim, düşündürelim.

Geçmiş, bir zaman kavramı olup, bizim kontrol edemeyeceğimiz yani irademiz dışında yaşanan zaman dilimidir. Geçmiş biz istesek de istemesek de yaşadığımız anlardan oluşur. Bu süre içinde yaşanan olaylar bütününe geçmiş diyemeyiz. Bu nedenledir ki çok rahatlıkla telaffuz ettiğimiz ”Geçmişimiz” kavramı genelde yanlış kullanılmaktadır. Aslında bizi ilgilendiren bu kronolojik zamandan öte, bu zamanın içinde yaşananlar, olup bitenlerdir.

Geçmiş bu zaman içinde olan biten her şey ise KÜLTÜRÜMÜZÜ oluşturmaktadır. Geçen bu zaman içindeki olup bitenlerin bütünü içindeki bir zaman dilimini alıp, buradaki kültür varlığımıza ait her şeyi eleştirel olarak düşünüp anlamlandırıp, neden sonuç ilişkisine gitmemiz ise, TARİH halini almaktadır. İşte anlaşılacağı gibi geçmiş ve kültür bizden bağımsız oluşurken, tarih bizim bilincimizle üretimine katıldığımız bir süreçtir. Yani tarihi biz bilincimizle oluştururuz. Öyle ise her geçmiş zamana tarih demek doğru olmaz. Tarih için düşünme emeği gerekmektedir. Olanı biteni neden sonuç ilişkisinde idrak etmeden tarih oluşmaz.

Tarih bilmeye neden ihtiyaç duyarız? Çünkü bugünü anlayabilmek için, tarih gerekir. Bugün yaşananların temeli geçmişteki tarihsel süreç ile anlaşılabilir. Peki bugün zaten yaşanıyor, neden irdeleme ihtiyacı doğuyor? Çünkü bugünü çözümleyebildiğimiz anda geleceği inşa etmiş oluyoruz demektir. Çünkü geçmiş, eğer eleştirel düşünce ve  neden sonuç ilişkisi ile anlaşılamazsa tarihe dönüşemez. Yani bugünü çözümleyemeyen çocuklarımız, yarınlarını inşa edemez. Geçmiş geçmemiş olarak kalır. Böylece de yarınlara Kültür Mirası olarak taşınamaz. Bu geleceğe taşıyamama durumu ise, çocuklarımızı köksüz bırakır. Geçmişindeki Kültür Mirasını geleceğe taşıyamayan toplumlar köksüz kalır ki, bu ayakta durmalarını zorlaştırır. Bir bitkinin bile gelişimi durduğunda, toprağı çapalanır, köklerine bakılır, havalandırılır ki daha da gelişsin. Toplumların yarınlara ulaşması içinde TARİH olmazsa olmazdır. Bu gerçekleşmediği zaman çocuklarımızdan ne sosyolojik ne de teknolojik gelişim beklemek biraz saflık olacaktır.

Oysa günümüzde, çocuklarımıza tarih, geçmiş zaman gibi çok basit bir çerçevede verilmektedir. Hatta çocuklara sorsak, Tarih nedir? İhtiyacımız var mıdır? diye, alacağımız cevaplar çoğunlukla çok acı olacaktır. Genelde tarih nedir sorusuna verilen cevap, ”Derstir; en iyi ihtimalle eskiden atalarımızın yaşadıkları” olmaktadır. İkinci cevap azınlıkta bile denebilir. Hatta bir kısım çocuk ve öğretmen en iyi tarih dersi de hikayeleştirilen tarihtir derse, şaşırmayın. Oysa tarih, düşünce emeği isteyen, hikaye olamayacak kadar ciddi bir akıl ürünü çalışma olmalıdır. Çünkü test sınavları için ezberletilen, hikayeleştirilen sürece tarih demek mümkün değildir.

Bugünkü başarı ya da başarısızlıklarımızı, dünde ya da bir önceki günde aramak saflık olur. Bugün, belki yıllar hatta belki de asırlar öncesine kadar gidebilir. Yaşamda bir çok şey gibi tarih bilincini ya da tarih sürecini de satın almak mümkün değildir. Hatta finansal zenginliklerin varlığa dönüşmesi demek, işte bu ve benzeri entelektüel kavram ve çalışmalar için yatırım emeklerinden, aklın alın terinden geçer. O nedenle tembellikten vazgeçip ”Geçmişimizi, Tarih’e” dönüştürme sorumluluğumuz ve zorunluluğumuz vardır. Bu sorumluluğu taşımak yerine, tarih öğrettiğimizi zannettiğimiz test kağıtlarında ki doğru şıkkı bulma tiyatrosunun yanılsamasında kalırsak, çocuklarımızın tarihi olamayacağı gibi ne yazık ki geleceği de olamaz. Kendisi var olamayan bir neslin, üreteceği teknolojide olamaz. Çünkü hayalini kurduğumuz o teknolojiyi üretecek neslin, önce kendi tarih bilincini üretip, kendi kültür tarihi varlığına katkı yapması gerekir ki kök salabilsin, ”Kendisini üretebilsin” ve

Türkiye Cumhuriyeti’ni,
geleceğe taşıyabilsin.

Sevgilerimle

Murat KAÇAR

NEDEN KİTAP OKUMALIYIZ? / 1

Merhaba Sevgili Çocuklar,

başlıktaki soruyu çok önemsiyorum.Çünkü yıllardır yaptığım çalışmalarda,okuyan ve okumayan çocukların başarı durumları birbirinin benzeri konumda görünmekte.Hatta buradan hareketle biz yetişkinleri gözlemlediğimde,hatta onların bireysel tarihlerine indiğimde de aynı benzerlikler ortaya çıkıyor.

Yaşamdaki başarı her zaman test sonuçları ile örtüşmüyor.Çünkü,veriler öğrenciler tarafından ezberlenip bilgiye dönüşmediğinde  ne yazık ki yaşam başarısı gelmiyor.Yaşam içinde matematik,fen sadece bir ders olmanın ötesinde anlaşılması gereken bir durumdur.Matematik,Fen Bilimlerinin lisanıdır.Yani biz matematiği,feni anlamak için öğreniriz.Çünkü yaşamda olan bitenler,fen ile açıklanacaksa,bu açıklamanın bir dili olmalıdır.İşte o dildir,matematik.Eğer matematik konusunda gelişim gösteremezsek,feni anlamlandırıp geliştiremeyiz.Düşünün ki,sadece dört işlem yapıyorsunuz.Bu bireyin fende ileri teknoloji,astronomi,tıp ya da sosyal bilimlerde ilerleme kaydetmesi mümkün müdür?Bence mümkün değil.Hatta Türkçe öğrenmesi bile zordur.Çünkü dil yapısaldır.Yapısal olmak,bir nevi tekrar eden yapı mantığı içinde şekillenir.Buna matematikte fraktal yapılar deniyor mesala..Örneğin,bilirsiniz ki,dilimizde önce özne+nesne+yüklem yapısı mevcuttur.Bu çok basit yapı,Türk dili için geçerli olup,bir fonksiyonel yapıdır.Alman dilinde yapı farklı,başka bir fonksiyon söz konusudur.

Nasıl matematik dilini bilemediğimizde,fen gelişmiyorsa,kitap okumadığımızda da konuştuğumuz dil gelişemiyor.Peki Dünyanın ”140 karekterle konuştuğu??,İletişimde çığır açtığı??” şu günlerde,neden daha fazla dilin gelişmesini isteriz ki?Bence ana soru bu olmalıdır.Çünkü,düşünmek ve analiz yapmak için dile ihtiyaç vardır.Düşünce dediğimiz süreçte,insan kendi kendine konuşur.Bu konuşmalarının sonucunda bir kanaati oluşur,sonuca ve karara gider.İşte düşüncenin sınırlarını belirleyen en önemli kaldıraç, dildir.Eğer dili sınırlandırırsak,düşüncemizi sınırlandırmış oluyoruz demektir.Düşüncenin sınırlanması ise,öncelikle kendimizi inşaa edememek ile birlikte,üretkenliğimizin sonu olacaktır.Daha kendini üretemeyen bir toplum nasıl olurda ileri teknolojiye ulaşabilir,onu üretebilir ki?Bu pek mümkün olmasa gerek.Hayallerimizi süsleyen,katma değerli,ileri teknoloji ürünlerini tüketen ya da yalnızca teknisyenliğini yaparak montajcı gençler değilde,üreten ve ihraç eden olmak istiyorsanız okumak ve dilinizi geliştirerek,düşünme kalitenizi yükseltmek zorundasınız.Çünkü hatayı azaltmak için,fazla veri işlemeye ihtiyaç vardır.İşlenen veri arttıkça,hata azalır.Bu nedenledir ki,halihazırda insan makineye göre bazı alanlarda daha az hatalıdır.Ancak görmekteyiz ki ileri düzeyde,fazlaca veri işleyerek artık makinelere neredeyse duygu yüklenmek üzere.Bu ise,artık harika makinelere,insandan az hata yapan robotik yapılara ulaşmak demektir.İnsansız araçların,insan marifetiyle kullanılana göre daha az hata yaptığı gerçeğine götürür bizi.

O zaman biz insanlarda fazla veri işleyerek daha az hata yapar hale gelebiliriz.Bunun için algı sınırlarımızı genişletmeye ihtiyacımız vardır.Algı sınırlarının genişlemesi  için, baktıklarımızı görmeye,işittiklerimizi duymaya daha fazla ihtiyacımız var demektir.Tüm bunları algılamak  için,zenginleşmiş bir dile ihtiyaç duyarız.Bunun için ise,bolca,nitelikli okumalara,okuduklarımızı tartışmaya ihtiyacımız var.Okudukça dil zenginleşiyor,zenginleştikçe algı sınırları genişliyor,algı genişledikçe,düşünülenlerin niteliği ve sınırları genişliyor,içerik zenginleşiyor,hayaller genişliyor ve oyun kurucu oluyorsunuz demektir.Unutmayalım ki 70 yılların başında birilerinin hayalleri olan uzay gemileri filmleri,bugün gerçek oluyor.Tek çaremiz,kendimizi sınırlamamak,zengin bir dile,edebiyata,okumaya  ve dolayısı ile bilime,teknolojiye yelken açmaktır.Okumazsanız sevgili gençler,bakakalırsınız giden geminin ardından!!!Zenginleşmiş bir dilin algı yelpazesi 140 karakter gibi dar bir kalıpla  sınırlanamaz.140 karekterle iletişim kurduğunuz,konuştuğunuz yanılsamasında,sadece iletişim aygıtıyla gevezelik etmiş olursunuz.Konuşmakla gevezelik etmek ise başka şeylerdir malum..

Bol miktarda okumanız dileğiyle,

Sevgiler,

Murat Kaçar

 

 

SINAV PANİĞİNİZ VE ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİĞİNİZ ÜZERİNE…

 

Sevgili çocuklar merhaba,

temponuzun arttığı şu günlerde bazı çocuklarımızda panik olma durumu oluşabilmektedir.

*Acaba yapabilecek miyim?

*Başkaları yapabiliyor,ama ben zaten yapamam.

*İyi okula girmem imkansız,çünkü benim ”geometri,fizik kafam yok!”

*Ben bu kadar zorlanırken bu kadar konu nasıl biter,kesin yapamam ben…

*Benim okulumdan çok daha iyi okullara giden bir sürü öğrenci var.

*Bizim sınıftaki bir çok arkadaşım daha soru sorulurken cevaplıyor,ben sadece bakıyorum..

Yukarıda sıraladığım iç sesinizin söylediklerini çoğaltmamız mümkün.Ancak,bir çoğunuzun iç sesinin nedeni ”size öğretilmiş olan çaresizliktir!”Bu bir çok birey için ne yazık ki çok erken yaşlarda ebeveynler ile başlayan sonrasında öğretmenler ile devam eden olumsuz bir süreçtir.

*Elma soymak isteyen çocuğa,elini kesersin bırak diye kızmak,

*Su içmek istemeyen çocuğa,zorla su içirmek,

*Doyduğunu söyleyen çocuğa,aldırış etmeden zorla yemek yedirmek,

*Çocukları korumak adına yaşama ait tüm sorunları ebeveynin çözmesi,

*Öğretmenlerinin sürekli konuların zorluğundan bahsetmesi,

*Öğretmenlerin cocuklara başarısızlık duygusu yükleyerek başardıklarından çok başaramadıklarını gösterip, cesaretlerini kırmaları gibi..

”İyi niyetle yapıldığından kuşku duymadığım”bu davranışlara maruz kalan  çocuklarımız, birey olabilmeleri için çok önemli olan ”Kendiliklerini” geliştiremedikleri gibi birer yetişkin olup yaşamları içindeki sınavlardan biri olan lise ya da üniversite sınavlarına hazırlık süreçlerinde de kendilerini yetersiz ve zorluklarla mücadelede başarısız hissetmeketedirler.Oysa gözlemlerimizde birçok öğrenci için,bu durum gerçeği yansıtmamaktadır.Öğrenci bahsi geçen iç sesinin oluşturduğu korku sarmalından çıkabilirse olası başarısının önündeki en büyük engel kalkmış olacak belki de..Böyle bir çaresizlik içinde yaptıkları davranış:

*Çalışmayı bırakıp,başarısızlık korkusuna teslim olmak ya da

*Mutlaka bir öğretmenle ve/veya ebeveyn ile sembiyotik ders çalışma ilişkisi kurmak oluyor.

Bu durumdaki bir öğrenci için faydalı çalışma yapmak,artık zora girmiş demektir.Akademik fayda oluşturulsa bile süreçteki  psikolojik zedelenme nedeniyle yaşam başarısına katkı oluşamamaktadır.Oysa bu tür sınavlara hazırlık,aslında yaşama hazırlıktan öte birşey değildir.

Kıymetli öğrenciler,okduğunuz okulları bu kadar değerli kılan şey aslında ‘sizin kıymetli’ oluşunuzdur.Lütfen sizlere unutturulan kendilik değerinize sahip çıkın ve korkmayın!Yaşamınız korkmanız için kısa,yaşamanız için yeteri kadar uzundur.Kazanmadan daha önce,asıl olan, mücadele etmenizdir.Hayatta mücadele ettiğiniz sürece başarma şansınız olabilecektir..Aksi takdirde sahip olduğunuz nesnel varlıklarla kendiliğinizi ortaya koyamayacağınız gibi gelecek yaşamınızı insan bağımlılıklarına açık hale getirmiş olursunuz.

Eğer gerçekten başarmak istiyorsanız,bunu başarmak için kendi hayatınızın dümenine geçip,siz mücadele etmelisiniz..

Tüm çabanıza rağmen süreci tek başınıza yönetmekte zorlanıyorsanız,uzman bir psikolog ya da hekimden öneri almanızı tavsiye ederim.

Unutmayın ki Edison ampulü ilk denemesinde bulmadı 🙂

Yaşam başarınız bol olsun.

Sevgilerimle,

mk

 

 

CEP TELEFONU YA DA BİLGİSAYARA AYRILAN VAKİT…

 Sevgili Anne-Babalar merhaba,

çocuklarınızın akıllı telefonları ya da digital oyuncakları ellerinden hiç bırakmadıklarından şikayetleriniz oldukça fazla.Eğitimciler de  aynı sıkıntı içindeler.

Bilmeliyiz ki,hiç bir şey tesadüfen gerçekleşmiyor.Geniş ölçekte bakıldığında,çocukların yetişme dönemlerinde oyun oynayacakları tüm alanlar park,bahçe yerine bina,site yapılmak suretiyle yok edilmekte.Böylece çocukların oyun oynayacağı,sosyal ilişki geliştirebileceği alanlar yok olmakta.Sosyalleşme ihtiyacı hisseden çocuk,sanal bir ortamda bu ihtiyacını gidermeye çalışmaktadır.Böylece bir süre sonra içinden çıkamadığı bağımlılık gelişmiş oluyor.

Aslında çocukların tamamen teknolojinin dışında kalmasını istemek doğru değildir.Günümüz dünyasında,Endüstri 4.0 ın konuşulduğu süreçte çocukları teknolojinin dışında bırakarak ancak onlara kötülük etmiş oluruz.Ceza uygulayarak bu cihazları ellerinden almak,odalarından bilgisayarlarını almak ise asla sonuç vermeyecek bir yöntemdir.İlk etapta güçsüz oldukları için başardığınız yanılsaması içine girebilirsiniz.Ancak bu başarı yanılgınız,çocuğunuzun güç kazandığı güne kadar olacaktır.Ceza öğretme metodu olarak kullanılamaz.Ceza da korku vardır.Öğrenme yoktur.Tüm bunlarla birlikte çocuk, önce kendisine verilen malın kendi onayı dışında geri alınması durumunda, ebeveyne olan güvenini kaybedecektir.Daha sonra bu güveni kazanmak oldukça güç olabilir.Bu sürekli gerçekleştiğinde ise,ilerleyen yaşamında mülkiyet kavramı ile sorun yaşaması beklenebilir.

Sizlere önerim çocuklara, hayatlarında sınırlama mekanizmasını,neden ve nasıl yapacaklarını somut ve yaşamsal bütünlük içinde vermenizdir.

Her bireyin fiziksel ve ruhsal olarak yaşamsal devamlılığı esastır.Ancak bu ikisi gerçekleşirse bireyin yaşadığını söylemek mümkün olabilir.Fiziksel yaşamı korumak ve sürdürmek için gıda ile düzenli beslenmek gerekir.Sağlıklı beslenme için 3 öğün yemek yemek gerekiyor.Sürekli yemek yenirse,hazmetmek mümkün olmaz, sindirim sistemi bozulur,hastalanılır..Bu öğünlerde ise protein,karbonhidrat ve sebze meyve gibi gıdalar beslenme uzmanlarının uygun gördüğü belli oranlarda tüketiliyor.Ancak bu model sağlıklı fiziksel yapıyı koruyabiliyor.En sevilen cipslerle sürekli beslenme ya da tam tersine çok sağlıklı bir yiyecek olan proteinle sürekli beslenmede fiziksel sağlığı bozup,bireyin ölümüne yol açabiliyor.Nasıl fiziksel yaşam için miktar ve içerik önemli ise,ruhsal yapı içinde aynı model gerekli.Yani ruhsal yaşamımızı da sağlıklı devam ettirmek için,belli aralıklarda okumak,sanatla ilgilenmek,seyahat etmek,ilişkiler kurmak ve yönetmek,eğelenmek gereklidir.Fakat bu süreçte de belli oranların ve zamanlamaların önemi ruhsal sağlığı korur.En keyifli olan teknolojik cihazlarla geçirilen doğru vakit zarar vermemekle beraber,en çok ihtiyaç duyulan okuma ve düşünme eylemi bile sürekli olursa ruhsal yapımızı bozar,hazmetmemiz zorlaşır.Fayda üretemez hale gelir.Bu durumda oynanan teknolojik cihazlarda sürekli olduğunda ruhsal beslenmemizi zedeleyecek ve ciddi zararlar oluşturacaktır.

Bu somutlaştırılmış yapıyı çocuklarınıza anlatmanız ve yaşamın bütünlüğünü görmelerini sağlamanız işinizi kolaylaştırabilir.

Sevgilerimle,

mk

 

 
 

SORUMLULUK VE ONDAN KAÇIŞ / I

Sevgili Anne Babalar Merhaba,

Sorumluluk denince,

genelde insanın aklına, ailesi,okulu,işi,dostlarına görevleri gelmektedir.Ancak kişinin kendisine karşı iyi yaşama sorumluluğu bu sayılanlar kadar önemlidir.Çünkü kişi, iyi yaşama sorumluluğunu almazsa ya da bunu görmezden gelirse,kendisine karşı sorumsuzluk etmiş olur.

Bir insanın kendi yaşam sorumluluğunu edinmeden ailesi,işi,okulu konusunda sorumluluk edinmesi beklenemez.Kendisine  vermeyi  bilmeyenin,başka birine gerçek anlamda verecek bir şeyi olmaz.

Çocukların yaşamlarını iyi gerçekleştirebilmeleri için,onlara iyi model olan anne babalara ihtiyacı vardır.Anne babaların çocuklarının ihtiyaçlarını bir görev gerçekleştirir gibi yapmaları yerine,çocuklarının yaşama katılmaları için sadece model olmaları ve onları yaşama katılmaları konusunda cesaretlendirmeleri yeterlidir.Ancak kendisi yaşama katılmayan anne babaların yaşamın kenarından diğer insanları seyrederek eleştirmeleri,çocuklarının da kendilerini gerçekleştirmelerini engeller.Nasıl yaşayacağını bilmeyen ana babaların çocuklarına verecekleri öğütlerin ve uyguladıkları kurallarında iyi bir rehberlik anlamı olmayacaktır.Buna karşılık yaşamı iniş çıkışlarıyla kabul edip,yaşam mücadelesi veren,duygusal tepkilerini ortaya koyabilen anne babaların çocukları yaşama daha etkin katılacaktır.Yaşam başarıları daha fazla olacaktır.Aksi durumda sorumluluktan kaçarken birey tamamen kendisinden uzaklaşmaya başlar.Ancak bir insan ne kadar uzağa giderse gitsin,kendisinden kaçamaz!

Bir insanın kendisinden kaçma mekanizmalarının neler olduğunu,psikolojik kökenli yorgunluk belirtilerini,aşırı çalışarak sorumluluktan kaçışı,sürekli alış veriş yaparak,sürekli TV izleyerek,telefon ile oynayarak,içine kapanarak,mutsuz,üzüntülü moda geçerek,aşırı özverili davranarak,geçmişine ya da eşine sorumluluk yükleyerek,sorumluluktan kaçış mekanizmalarının işleyişini bir sonraki yazımda ele alacağım.

Sevgiler.

Murat Kaçar