CEP TELEFONU YA DA BİLGİSAYARA AYRILAN VAKİT…

 Sevgili Anne-Babalar merhaba,

çocuklarınızın akıllı telefonları ya da digital oyuncakları ellerinden hiç bırakmadıklarından şikayetleriniz oldukça fazla.Eğitimciler de  aynı sıkıntı içindeler.

Bilmeliyiz ki,hiç bir şey tesadüfen gerçekleşmiyor.Geniş ölçekte bakıldığında,çocukların yetişme dönemlerinde oyun oynayacakları tüm alanlar park,bahçe yerine bina,site yapılmak suretiyle yok edilmekte.Böylece çocukların oyun oynayacağı,sosyal ilişki geliştirebileceği alanlar yok olmakta.Sosyalleşme ihtiyacı hisseden çocuk,sanal bir ortamda bu ihtiyacını gidermeye çalışmaktadır.Böylece bir süre sonra içinden çıkamadığı bağımlılık gelişmiş oluyor.

Aslında çocukların tamamen teknolojinin dışında kalmasını istemek doğru değildir.Günümüz dünyasında,Endüstri 4.0 ın konuşulduğu süreçte çocukları teknolojinin dışında bırakarak ancak onlara kötülük etmiş oluruz.Ceza uygulayarak bu cihazları ellerinden almak,odalarından bilgisayarlarını almak ise asla sonuç vermeyecek bir yöntemdir.İlk etapta güçsüz oldukları için başardığınız yanılsaması içine girebilirsiniz.Ancak bu başarı yanılgınız,çocuğunuzun güç kazandığı güne kadar olacaktır.Ceza öğretme metodu olarak kullanılamaz.Ceza da korku vardır.Öğrenme yoktur.Tüm bunlarla birlikte çocuk, önce kendisine verilen malın kendi onayı dışında geri alınması durumunda, ebeveyne olan güvenini kaybedecektir.Daha sonra bu güveni kazanmak oldukça güç olabilir.Bu sürekli gerçekleştiğinde ise,ilerleyen yaşamında mülkiyet kavramı ile sorun yaşaması beklenebilir.

Sizlere önerim çocuklara, hayatlarında sınırlama mekanizmasını,neden ve nasıl yapacaklarını somut ve yaşamsal bütünlük içinde vermenizdir.

Her bireyin fiziksel ve ruhsal olarak yaşamsal devamlılığı esastır.Ancak bu ikisi gerçekleşirse bireyin yaşadığını söylemek mümkün olabilir.Fiziksel yaşamı korumak ve sürdürmek için gıda ile düzenli beslenmek gerekir.Sağlıklı beslenme için 3 öğün yemek yemek gerekiyor.Sürekli yemek yenirse,hazmetmek mümkün olmaz, sindirim sistemi bozulur,hastalanılır..Bu öğünlerde ise protein,karbonhidrat ve sebze meyve gibi gıdalar beslenme uzmanlarının uygun gördüğü belli oranlarda tüketiliyor.Ancak bu model sağlıklı fiziksel yapıyı koruyabiliyor.En sevilen cipslerle sürekli beslenme ya da tam tersine çok sağlıklı bir yiyecek olan proteinle sürekli beslenmede fiziksel sağlığı bozup,bireyin ölümüne yol açabiliyor.Nasıl fiziksel yaşam için miktar ve içerik önemli ise,ruhsal yapı içinde aynı model gerekli.Yani ruhsal yaşamımızı da sağlıklı devam ettirmek için,belli aralıklarda okumak,sanatla ilgilenmek,seyahat etmek,ilişkiler kurmak ve yönetmek,eğelenmek gereklidir.Fakat bu süreçte de belli oranların ve zamanlamaların önemi ruhsal sağlığı korur.En keyifli olan teknolojik cihazlarla geçirilen doğru vakit zarar vermemekle beraber,en çok ihtiyaç duyulan okuma ve düşünme eylemi bile sürekli olursa ruhsal yapımızı bozar,hazmetmemiz zorlaşır.Fayda üretemez hale gelir.Bu durumda oynanan teknolojik cihazlarda sürekli olduğunda ruhsal beslenmemizi zedeleyecek ve ciddi zararlar oluşturacaktır.

Bu somutlaştırılmış yapıyı çocuklarınıza anlatmanız ve yaşamın bütünlüğünü görmelerini sağlamanız işinizi kolaylaştırabilir.

Sevgilerimle,

mk

 

 
 

SORUMLULUK VE ONDAN KAÇIŞ / I

Sevgili Anne Babalar Merhaba,

Sorumluluk denince,

genelde insanın aklına, ailesi,okulu,işi,dostlarına görevleri gelmektedir.Ancak kişinin kendisine karşı iyi yaşama sorumluluğu bu sayılanlar kadar önemlidir.Çünkü kişi, iyi yaşama sorumluluğunu almazsa ya da bunu görmezden gelirse,kendisine karşı sorumsuzluk etmiş olur.

Bir insanın kendi yaşam sorumluluğunu edinmeden ailesi,işi,okulu konusunda sorumluluk edinmesi beklenemez.Kendisine  vermeyi  bilmeyenin,başka birine gerçek anlamda verecek bir şeyi olmaz.

Çocukların yaşamlarını iyi gerçekleştirebilmeleri için,onlara iyi model olan anne babalara ihtiyacı vardır.Anne babaların çocuklarının ihtiyaçlarını bir görev gerçekleştirir gibi yapmaları yerine,çocuklarının yaşama katılmaları için sadece model olmaları ve onları yaşama katılmaları konusunda cesaretlendirmeleri yeterlidir.Ancak kendisi yaşama katılmayan anne babaların yaşamın kenarından diğer insanları seyrederek eleştirmeleri,çocuklarının da kendilerini gerçekleştirmelerini engeller.Nasıl yaşayacağını bilmeyen ana babaların çocuklarına verecekleri öğütlerin ve uyguladıkları kurallarında iyi bir rehberlik anlamı olmayacaktır.Buna karşılık yaşamı iniş çıkışlarıyla kabul edip,yaşam mücadelesi veren,duygusal tepkilerini ortaya koyabilen anne babaların çocukları yaşama daha etkin katılacaktır.Yaşam başarıları daha fazla olacaktır.Aksi durumda sorumluluktan kaçarken birey tamamen kendisinden uzaklaşmaya başlar.Ancak bir insan ne kadar uzağa giderse gitsin,kendisinden kaçamaz!

Bir insanın kendisinden kaçma mekanizmalarının neler olduğunu,psikolojik kökenli yorgunluk belirtilerini,aşırı çalışarak sorumluluktan kaçışı,sürekli alış veriş yaparak,sürekli TV izleyerek,telefon ile oynayarak,içine kapanarak,mutsuz,üzüntülü moda geçerek,aşırı özverili davranarak,geçmişine ya da eşine sorumluluk yükleyerek,sorumluluktan kaçış mekanizmalarının işleyişini bir sonraki yazımda ele alacağım.

Sevgiler.

Murat Kaçar

DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜNDE ÇOCUKLAR NE DÜŞÜNÜYOR??…

Merhaba ben Zeynep,12 yaşında bir çocuğum.

Çocuk hakları konusundaki düşüncelerim aşağıdaki gibi.

Her çocuk sevmeyi ve sevgi gösterilmeyi ister.Her çocuğun hakkıdır özgürlük,okula gitmek,yaşamak,oyun oynamak..Bazen bir uçurtma gibi umutlanır onların gökyüzü,bazen de üstlerinden bir kamyon geçmiş gibi ezilir.Her çocuk mutlu olmayı ve onların haklarına saygı duyulmasını ister.

Bütün çocukların Dünya Çocuk Hakları Günü kutlu olsun!

Zeynep Kaçar

 

ANNE VE BABALARA..

çocuklarınızın yaşama hazırlandığı şu süreçlerde,kendilerini tanımlama fırsatını yine kendilerine bırakmalısınız.Sanki onlar hiç yoklarmış gibi onların adına onları tanımladığınız sırada beden dillerine bakmanızı tavsiye ederim.Tam bir teslimiyet içinde,oldukları yerde yığılmış bekliyor olmaktalar.Bugüne kadar karşılaştığım anne babaların neredeyse tamamı çocuğunun çok iyi aldığını,algısının kuvvetli olduğunu,zeki olduğunu bahseder durur.Bunu da bir kaç öğretmene atıfta bulunarak sağlamlaştırır.Zaten bu perspektiften bakan bir ebeveyne aksini söyleyecek bir öğretmen pek bulunmaz.Bulunsa da duyulmaz!Aslında çocukları yaşam başarısına götüren süreç,akademik ve psikolojik süreçlerin derlemesidir.Sadece zeka sahipliği değildir.Unutulmamalıdır ki şizofrenlerin ya da bazı otistik bireylerin zeka sorunu yoktur.Hatta fazlası vardır.Ancak gerçeklik algısı ya da sosyal ilişki geliştirememe sorunu vardır.Dolasıyla ölçek yalnızca zeka olmamalıdır.

Evlatlarınız doğrusuyla,yanlışıyla kendilerini tanımlamaya çalışsalar,kendiliklerini kavrayacaklar belki de..Kendiliğini keşfedememiş bir çocuk,nasıl olup da özgüven geliştirebilir ki?Ebeveyn olarak özgüvenli çocukların yetişmesi için kendilik değerlerini bulmaları adına çocuklarımıza fırsat vermek zorundayız.Hatta hata yapmalarına fırsat vermeliyiz.Kendimizin de kusursuz olmadığı gerçekliğini hiç unutmadan.Aksi takdirde yetiştirdiğimiz çocuk soru teknisyeni olmaktan öteye geçemez.Bu durumda alacağı diplomalar hangi okuldan olursa olsun ne yazık ki istenen sonuca ulaşamaz.Varlığını keşfedemeyen biri olarak,sahip olduğu donatıların farkındalığını göremeyen genç,yetersiz olduğu hissinden kurtulamaz.Amaçlanan hedef sapmış olur.

Çocuklarımız kendileri olup,yanlış yapmaktan korkmadıkça daha çok başarıya koşacaklardır.

Tüm çocuklara diledikleri kadar yaşam başarısı diliyorum.

mk.

LGS SINAVINA GÜNLER KALA..

 Sevgili Çocuklar merhaba,

hazırlanmakta olduğunuz sınav,yaşamınız için önemli.Ancak herşey anlamına gelmiyor.Girmek,eğitim almak istediğiniz okullar çok değerli.Ancak bu okulları kıymetli kılan şey sizin gibi kıymetli bireylerdir,bunu sakın unutmayın.Yani asıl olan sizsiniz.Sizler okumak istediğiniz okulları çok önemseyin ama olması gerekenden fazla anlam yükleyerek kendinizi değersizleştirmeyin.Girmek istediğiniz okulları ”sahip olma ve ait olma ”duygunuzdan daha ileriye taşıma sorumluluğunuz var kendiniz için!. Aksi takdirde ilk tercihinize girseniz bile mutlu olamazsınız.Kendi değerinin farkındalığını yaşayan bireyler ait oldukları ve sahip oldukları kurumların keyfini yaşar ve mutlu olurlar.Bu duygunuz gelişmezse,bu okullardan mezun olup çıktığınızda,kendinizi boşlukta,çıplak kalmış hissedersiniz.Değerli olan okul diye bakarsak, mezun olunca değer verilen binadan dış dünyaya çıkılacağı için kendinizi eksik hissedersiniz.Bu ise yine yetersizlik duygunuzu ortaya çıkarır.

Değerli olan şey okul binaları değil,sizsiniz sevgili çocuklar,yalnızca sizsiniz, sakın unutmayın!Tüm öğrencilere başarılar diliyorum.

Sevgiyle kalın,

mk.